NEDEN TASARIM VE KİMLİK?
Her yazı gibi sanırım tanımlarla başlamak gerekiyor bu yazıya da. Akılda canlandırılan biçimin fiziksel hale dönüşmüş halidir tasarım. Mimar Sinan Ödülü sahibi değerli meslektaşım Ziya Tanalı’da tasarımı; “İşin başında bir konu üstüne konan düşünce ve tanım, her şeyin başladığı yerdir, biz buna tasarı diyoruz. Sonuç olarak ortaya çıkacak olan şey, yani biçimle son bulan şey ise, o fiziksel varlığın adıdır.” diye tanımlamaktadır.
Kimlik ise; Herhangi bir nesneyi belirlemeye yarayan özelliklerin bütünü olarak tanımlanabilir kısaca. Toplumsal bir varlık olarak insana veya bir grup ya da topluma özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle, birilerinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünüdür.
Bir tasarımı ortaya koyan, toplumsallaşmasını sağlayansa tasarımcı ya da sanatçıdır. İlk çağlardan bugüne birçok sanatçının tasarımlarının günümüze ulaşması, bizlere sanatçının yaşadığı dönemin kültürünü tanıma ve anlama şansı vermiştir. Eseri bugünlere ulaşan sanatçı sanırım eserini yaratırken bugünlerde beyenilmeyi düşünmemiştir. Sadece kendisi için yapmıştır. Bugün ise eserinin, beğenilmekten öte tarihsel ve kültürel değeri önemlidir bizim için.
“Mekan sanatçısı” dediğimiz mimar ise eserini sadece kendisi için tasarlamamakta. Sanatsal becerisi, kültürel birikimiyle yaşanabilir yaşam çevresi oluşturmaktır asıl görevi. Başkasının kullanacağı mekanları oluşturmak ya da. İşte bu noktada zorlaşıyor mimarın işi: Sanatçı kimliğinden ödün vermeden kendisinden istenilen mekanı yaratmanın zorluğu.
Farklı yaşam tarzını, toplumsal değer yargılarını, güncel ve moda olanı öne çıkartmadan yapabiliyorsa eserini mimar, bu eser kimliğidir ve kalıcıdır. Eğer daha işin başından itibaren birilerine bakıp onların yaptıklarından alıntılarla işe girişiyorsa, modayı öne çıkarıyorsa, ya da yerel ve tarihi nesneleri kendinden bir anlam katmadan bir araya getiriyorsa birileri için iyi şeyler yapmış olabilir, beğenide kazanabilir hatta eserine ödül bile verilebilir. Ama yapılan sadece günceldir. O gün için bir değerdir. Sanatçının kimliğini, kişiliğini değil başkalarının kimliğini taşır.
Projeyi inşaat ruhsatının bürokratik işleminin bir parçası olarak kabul eden ve hazırladığı krokiyi projeye dönüştürmesini isteyen “yap–sat”çıyla veya kendisini iç-mimar gibi gören ev kadınıyla ya da ideolojik görüşlerinin tasarımla kalıcı kalması için uğraş veren kültürsüz yeni sosyete veya kamu yönetimiyle 21 yüzyıl Türk tasarımcının işi ise gerçekten çok daha zor kimlikli tasarım için.
Ancak, başarılı örnekler arttıkça umut devam edecek bizler için. Yazımı yine Ziya Tanalı üstadımızın bir cümlesiyle bitirmek istiyorum; “İnsan biçimi, düşünce ve algılamalar, mekan sanatçısının bir meslek adamı olmaktan öte, yaşama sevinci ve yarınlara kalma şansı olan bir insan olma umududur. Bu yaklaşım başkası tarafından başarılı kabul edilse de, edilmese de.”
Geçen sayıyla birlikte “Projem” dergisi 10.yılını kutladı. Nice on yıllar dileyerek “kimlikli tasarımları” bizlere ulaştırmasında başarılar diliyorum…
Recep Esengil
Mimar