NEW YORK'TA BİR BULUŞMA NOKTASI: GRAMERCY PARK HOTEL
New York'un tarihi ve kültürel açıdan sembollerinden birisi haline gelmiş olan Gramercy Park Hotel (New York Hotel), kentin kalbinde yer alan konumuyla yaklaşık yüz yıldır yaratıcı zihinlere ve seçkin konuklara ev sahipliği yapıyor.
Gramercy Park Hotel, özel tasarlanmış iç mimarisi ve el yapımı usta işi döşemeleri ile dikkat çekerken, duvarları aralarında Andy Warhol ve Jean-Michel Basquiat'nın da bulunduğu çeşitli sanatçıların eserleriyle çevrelenmiş. Otelin her odası ithal İtalyan kumaşları ve zarif sanat eserleri ile süslenmiş.
İster Danny Meyer'in meşhur İtalyan restoranı Maialino'da akşam yemeği yiyin, isterseniz Rose Bar'ın özel kokteyllerinden tadın; Gramercy Park Hotel müşterilerine ayrıcalıklı deneyimler sunuyor. New York'un tek özel parkı olan Gramercy Park'a bakan otelin terasında, sizi muhteşem bir manzara bekliyor.
Tarih yüklü seçkin bir otel
New York şehrinin sembollerinden birisi haline gelmiş olan Gramercy Park Hotel, yıllardan beri aktör ve aktrislerin, yazarların, entelektüellerin ve modacıların uğrak mekanı durumunda. Manhattan'da Gramercy Park'a komşu olan otelin, bu manzara eşliğinde dünyanın dört bir yanından yaratıcı zihinlere yüz yıla yakın bir süredir ev sahipliği yapmaya devam ediyor.
Mimari tasarımı Robert T. Lyons tarafından yapılan ve Bing & Bing şirketi tarafından inşa edilen otelin yerine yapılan bina, Pulitzer ödüllü yazar Edith Wharton'un doğduğu ve ünlü mimar Stanford White'ın yaşadığı yerdi. 1924 yılında inşa edilen otel, 1925 yılında hizmet vermeye başladı. Bir yıl sonra aktör Humphrey Bogart, düğün törenini otelin terasında yaptı. Sonraki yıllarda ABD Başkanı olacak J. F. Kennedy, gençlik yıllarında birkaç ay otelde yaşadı. Babe Ruth, otelin barının müdavimleri arasındaydı.
1960'lı yıllarda Rolling Stones, ilk ABD turnesinde otelde konaklarken, Bob Dylan, Beatles, Clash ve Bob Marley gibi ünlüler otelde çokca zaman geçiriyorlardı. Daha yakın zamanda ise U2, otelde uzun süre konuk oldu.
2006 yılına gelindiğinde ise otelde kapsamlı bir yenileme projesi gerçekleştirildi. Projede, Oscar ödüllü film yönetmeni Julian Schnabel ve İngiliz mimar John Pawson'ın ortak imzası bulunuyor. Mimari detaylar minimalist mimar Pawson imzası taşırken Schnabel de binanın iç tasarımını üstlenmiş.
Yenileme projesinde otelin, New York'un hafızasında tuttuğu yer ve tarihsel konsepti dikkate alınmış.
Gösterişli ve canlı bir tasarım
Otelin iç tasarımı, Julian Schnabel tarafından belirgin Rönesans çizgileriyle yapılmış. Schnabel'in dönemin estetiğinden, canlı renklerinden ve sanat eserlerinden yararlandığı tasarımı, otelin her duvarı, perdeleri ve halılarına kadar kullandığı saf renk paletinde görülebiliyor. Tasarımda kullanılan malzemelerin dizilişi de, renk seçimleri ve renklerin kullanımı kadar eğlenceli. İşlenmemiş köknar ve ceviz ağacından elde edilmiş tuğla biçimli ahşap kaplama kirişlere yerleştirilmiş. Bu kaplamanın yarattığı atmosferde, barok XV. Louis sandalyelerine oturuyor ve duvarlarda modern sanatın en önemli eserlerini görebiliyorsunuz.
Schnabel'in canlı hayalgücünün eseri olan tasarımda, en küçük detay dahi dışarıda bırakılmamış. Örneğin, bronz kapı kolları, perde rodları ve tepelikleri, Schnabel tarafından hazırlanmış ve her biri tasarımcının izini taşıyor. Oteldeki temel mobilyalar, özenli bir şekilde yerleştirilmiş antikalar ile Fas halıları ve İtalyan şömineleri gibi dünyanın çeşitli coğrafyalarından ithal edilmiş az bulunur eşyalarla tamamlanmış.
Otelin yaratıcı atmosferi, 185 odası ve suitinin her birinin renk ve dokularında, odalarda bulunan seçkin ve az bulunur fotoğraf, resim ve sanat eserlerinde hayat buluyor. Her ne kadar her oda tasarımıyla birbirinden farklı olsa da, hepsi gösterişli bir ambiyansta ortaklaşıyor. Otel, el dikişli ve deri kaplı masalar, deri başlıklı koltuklar, İtalyan kumaşlar, koyu kırmızı kadife perdeler, maun İngiliz içki dolapları, mermer banyo tezgahları ve lüks güzellik ürünleri ile konukları için seçkin bir konaklama sunuyor.
Sıcak bir ortamda müze kalitesinde sanat
Otelin duvarlarını modern sanatın önemli yapıtları süslüyor. Bu yapıtlar arasında, Andy Warhol, Jean-Michel Basquiat, Enoc Perez, Keith Haring, Tom Wesselman and Damien Hirst'in aralarında olduğu çok sayıda sanatçının eserleri bulunuyor. Dünya çapındaki bu eserleri görmek, konuklara başka bir zaman ve mekanda yaşayamayacakları bir deneyim yaşatıyor.
Hazırlayan: Sunay Gedik